SOĞUK DENİZLERE ÇIKMAK İDEALİ, ANTARKTİKA KITASI

image
Antarktika (“Arktika’nın karşısındaki” ) 14 milyon kilometre karelik alanı ile dünyanın beşinci büyük kıtasıdır. Yüzölçümüyle bu kıta neredeyse Afrika’nın yarısı, Çin ve Hindistan, veya ABD ve Meksika’nın toplamından daha büyük bir alanı kaplamaktadır. Andlaşmalar gereği hiçbir ülkenin toprağı olmayan Güney Kutbu bu özelliğinden dolayı “Dünyanın Parkı” olarak adlandırılmıştır. Kuzey Kutbu Amerika, Asya ve Avrupa gibi insanların yaşadığı büyük kara parçalarıyla çevriliyken Antarktika çok büyük bir okyanusla çevrilidir.
23 Haziran 1961’de yürürlüğe giren Antarktika Andlaşmasına göre kıtanın hukuksal statüsü tanımlanmıştır. Antarktika andlaşması kıtanın nasıl yönetileceği konusunda çeşitli düzenlemeler getirmiştir. Andlaşmaya konu olan bölge kıtanın tamamını ve 60 derece güney enleminin içindeki bütün kara ve buz parçasını kapsamaktadır. Andlaşma ilk kez 1959 da 12 ülke tarafından imzalanmıştır. Bu imzacı ülkeler; İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri, Sovyetler Birliği (Rusya Federasyonu), Arjantin, Avustralya, Belçika, Şili, Fransa, Japonya, Yeni Zelanda, Norveç, Güney Afrika’dır. Günümüzde andlaşmayı imzalayan devlet sayısı 50 olmuştur.
Andlaşma, Antarktika’nın barışçıl amaçlarla kullanılması, nükleer silahların yerleştirilmesi ve askeri denemelerin yasaklanması, mevcut veya potansiyel toprak iddialarının dondurulması ve yeni iddiaların tanınmayacak olması, bilimsel araştırmaların teşviki, uluslararası bilimsel işbirliğinin desteklenmesi konularında düzenlemeler getirmektedir. Andlaşma gereği kıta silahsızlandırılmıştır. Bu kıtada ülkelerin toprak ve hak iddiaları talepleri askıya alınmıştır. Antarktika sözleşmesinin bir eki olan Madrid protokolü bilimsel araştırma dışında petrol veya mineral çıkarmayı yasaklamaktadır ve bu yasak 2048 yılına kadar devam edecektir.
Antarktika ticari ve jeopolitik nedenlerle de önem arz etmektedir. Kıtada önemli miktarda uranyum, bakır, altın, manganez, kalay ile değişik miktarda gaz ve petrol bulunmaktadır.
Dünyadaki içilebilir suların %90’ı Antarktik buzullarının içinde saklıdır.
Antarktika üzerinde yedi ülke hak talep etmektedir. Bu ülkeler İngiltere, Norveç, Avustralya, Şili, Arjantin, Fransa ve Yeni Zelanda’dır. Kıtada en fazla hak talep eden ülke Avustralya’dır ve kıtanın %42’sini istemektedir. İkinci büyük hak iddia eden ülke ise Norveç’tir. Avustralya’nın hak iddia ettiği alanlara Çin ve Hindistan kendi üslerini kurmuşlardır.
Amerika Birleşik Devletleri’nin 2012 yılında Antarktika’ya ayırdığı bütçe yüzde 5,8 artışla 477 milyon dolar olmuştur. Her yıl bu ülkeden yüzlerce araştırmacı kıtaya seyahat etmektedir.
Malezya ve Pakistan, Kıta’nın yönetiminde oy hakkına sahip olmak için 1990’lı yılların başlarından itibaren Kıta ile çok yakından ilgilenmişler ve burada üslerini kurmuşlardır.
İran İslam Cumhuriyeti Ulusal Okyanus Bilimi Kurumu yetkilisi Hamid Alizade Laheyecani, Güney Kutbu’nun insanlığın ortak mirası olduğuna işaret ederek, “Güçlü ülkeler, Kuzey Kutbu’nu tekellerine almışlar, fırsatı kaybetmemek için bir an önce Güney Kutbu’nun su sınırlarında hazır olmamız gerekir” demektedir.

Monako 2008 yılında 1961 Andlaşması’na taraf olmuştur. Tayvan atom altı parçacıklarla ilgili Kıtada gerçekleştirilecek bir deneye bilim insanlarını, teknolojisini ve 2 milyon dolarını tahsis etmiştir.
Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan kadın araştırmacıları, Antarktika keşiflerine göndermektedirler.
2011’de Kazakistan, bağımsızlığının 20. yılında bayrağını Antarktika’da dalgalandırmak için Devlet Başkanlarının desteğinde Kıta’ya bir araştırma ekibi göndermiştir.
Kıta’nın yönetiminde oy hakkı bulunan Bulgaristan ise ilk Ortodoks kilisesini inşa ederek bir ayrıcalık elde etmek istemiştir.
Türkiye’nin Kıtaya olan ilgisi her geçen gün artmaktadır. En son 2017 Yılı Şubat ayında Türkiye’nin Antarktika kıtasında üs kurma projesini, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın talimatıyla Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı üstlenmiştir. Türkiye’den bilimsel bir heyetin kıtaya seyahati için gerekli çalışmalara başlanmıştır.
Ana Vatanda Güvende Olmak için, Denizde Güçlü Olmak; Dünyada Söz Sahibi Olmak için, Tüm Denizlerde Var Olmak ilkesinden hareketle bu alanda yapılacak her türlü çalışma hayati önem arz etmektedir.
Dr. Hakan ARIDEMİR



 




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir